Web sitemize hoşgeldiniz, 26 Mayıs 2020

Lağım faresi

Lağım faresi

Lağım Faresinin İnsanla İlişkisi

İlk olarak lağım fareleri hakkında ne bilindiğine bir göz atalım. Bu ifade bilimsel olmasından ziyade halk arasında yaygın olarak kullanılan bir terimdir. Birleşik Krallık’ın tarihinde şaşırtıcı şekilde farelerden veya lağımlardan çok az bahsedilmiştir. Sebebi belki de her yerde yaygın olarak var olmaları, bu yüzden de bahsetmeye değer görülmemeleri olabilir. Pislik ve dışkı ile ilişkilendirilmeleri de onları kibar bir şekilde anılmaktan alıkoymuş olabilir. Ancak dikkat çekmek gerekir ki, Berkenhout’un (1769) da değindiği şekliyle, ortak yaşam sürdüğümüz canlılar olarak kemirgenler arasında en çok karşılaştığımız ve etkileşim halinde olduğumuz tür, 18. yüzyılda ‘Rattusrattus’ türü iken, sonrasında ‘Rattus Norvegicus’ türü olarak değişmiştir. (Channon, 2006)

İsimler değişebilir; ancak farelerin insan hayatı içinde hüküm sürdükleri uzun yıllar onlara netice itibariyle ‘ortak yaşayan’ lakabını kazandırmıştır. Biyolojide kommensalizm olarak bilinen tabir birlikte yaşayan iki canlıdan birinin fayda görürken, diğerinin fayda veya zarar görmemesi yani durumdan etkilenmemesi prensibine dayanmaktadır. (Channon, 2006)

Her iki türün de insanlarla birlikte geçirdiği uzun zaman bir müddet sonra şüphe uyandırmıştır. Hatta dile yerleşen fare kokusu almak tabiri ‘yanlış giden bir durumu sezmek ancak kanıtını ortaya koyamamak, şüphelenme nedenini bildirememek’ manasında kullanılmaya başlanmıştır. Deyimde geçen koku ifadesi, fare leşinin çürümesi sonucu ortaya çıkan kuvvetli koku ile ilişkilendirilmiştir. (Channon, 2006)

Lağım Farelerinin Kısa tarihçesi

Norveç faresi birkaç yüzyıldır yeraltı drenaj sistemlerinin bir sakinidir ve zamanla lağım faresi adını almıştır. Avrupa’daki en erken örnekleri büyük kentlerin yağmur suyunu toplayan rögar kapaklarının altında yaşayan türleridir. 19. Yüzyılın öncesine kadar sıhhi atık su sistemleri yoktu. Yüzey suyu ve mutfak giderleri basit drenaj yöntemleriyle taşınıyordu. Bu ortamda lağım faresi bir hayli çoğaldı. Caddelere ve kanallara atılan yüksek miktardaki sebze ve hayvansal atık ile beslenerek hızlı bir yayılım gösterdiler. (Brooks, 1962)

Birleşik Devletler’de ise 17. yüzyıla kadar tarihlenen sayısız yağmur suyu drenaj sistemi mevcuttu. Bu kanalların insan atıkları için kullanılması 100 yıl öncesine kadar büyük ölçekte yaygınlaşmamıştı. Wolman’a (1956) göre İngiltere, Almanya ve Birleşik Devletler’de kapsamlı sıhhi atık su tesisatının tasarlanması 1850’lere dayanır. İlk başlarda, pis su tesisatı ve yağmur suyu drenajı aynı sistem üzerinde yürütülüyordu. İkisi de en yakın nehre boşaltılıyordu. Son zamanlarda, bu iki sistemin ayrılması söz konusu olmuştur. Ayrıca pis su atıklarını taşıyan sistem temiz su kaynağına ulaşmadan arıtmadan geçirilmeye başlanmıştır. Bu esnada lağım faresi başarılı bir şekilde yağmur suyu tahliye sisteminden sıhhi tesisat sistemine geçiş yapmıştır. Bugün evlerde yaygın olarak kullanılan atık öğütücü sistemlerle belki de lağım faresi altın çağını yaşamaktadır. (Brooks, 1962)

Kanalizasyon Ortamı

Kanalizasyon sisteminin fiziksel şartları bir lağım faresi için son derece uygundur. Farelerin iki temel ihtiyacı vardır. Bunlar yemek ve barınaktır. Her ikisi de bu yeraltı sistemlerinde mevcuttur. Sınırlayıcı faktör olarak görülebilecek olan yemek bulma sorunu yukarıda da bahsedildiği üzere kullanılan öğütücüler sayesinde ortadan kalkmıştır. Barınma alanı fare popülasyonu konusunu sınırlayan daha öncül bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Hat boyunca herhangi bir kırılma noktasından kolaylıkla sıyrılarak toprağı kazan ve oyuk açarak yeryüzüne ulaşabilen fareler kendilerine yeni bir barınak inşa edebilmektedir. Arkadaşlarından uzaklaşmak adına bireysel olarak fareler kendilerine barınacak alan ararlar. Dişi fareler ise doğumlarını güvenli bir şekilde gerçekleştirmek üzere izole bir alana ihtiyaç duyar. Kalabalık olmayan ortamlarda sütten kesilmemiş yavrunun hayatta kalma şansı daha yüksektir. (Brooks, 1962)

Kanalizasyon ortamı karanlık, yüksek nem oranına sahip ve yazın serin, kışın ılık niteliklere sahiptir. Dönemsel ısı farklılıklarının daha az belirgin olması münasebetiyle yeryüzünde yaşayan farelere göre yeraltındakilerdeki üreme oranlarının daha farklı olması beklenebilir. Şaşırtıcı olan bunun gerçekleşmemesidir. Perry’nin (1945) ileri sürdüğü üzere, Liverpool yeraltı sisteminden bulunan bir grup fare bir yılı aşkın süre boyunca toplanmıştır. Diğer sistemlerden alınan örneklere kıyasla üreme alışkanlıklarında bir farklılık gösteren kanıta rastlanmamıştır. (Brooks, 1962)

Lağımların Kısa Tarihi

Lağım fareleri yakın zamandan bu yana sıklıkla dillendirilen bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Fareler ve lağımlar arasındaki ilişkiyi anlayabilmek adına önce biraz kanalizasyonun tarihine, evrimleşme sürecine, formuna ve işlevine bakmak gerekir. İnsanların yerleşik hayata geçmelerinden beri basit de olsa çeşitli atık su sistemleri kullanılmıştır. Birleşik Krallık’ta, Orkney Adalarında, Skara Brae denilen yörede milattan önce 3000 yıllarına kadar tarihlenen drenaj sistemlerinin kurulduğunu gösteren yerleşimlere rastlanılmıştır.

Skara Brae, taştan inşa edilmiş sekiz evden ve bunları birbirine bağlayan çimle kaplı geçiş yollarından oluşmaktadır. Her bir ev aynı tasarıma sahiptir. Evler, girişin karşısına yerleştirilen taştan yapılmış ilkel bir şifonyer ve her iki tarafta yataklardan oluşan bir tasarıma sahiplerdir. Köy, tek bir ana geçitten dallara ayrılan bağımsız yaşayan ailelere ait yaşam alanları olarak kurgulanmıştır. O zamanlar köy içinde dolaşan herkesin bu ana yolu kullanması gerekiyordu. Köy aynı zamanda iyi kurgulanmış bir su tahliye sistemine sahipti. Evlerde tuvaletlerin bile olabileceği ileri sürülmektedir. Ancak geriye dönük olarak, bu amaçla kullanılan kanal üzerinde tuvaletlere ait deliklerin açılmış olduğunu belirtmek zordur. Bu da deliğin bizzat kendisinin bir lağım veya gider olduğunu göstermektedir. (Channon, 2006)

Romalılar, 3000 yıl kadar sonra, arkalarında tuvalet ve kanalizasyon kullandıklarını gösteren açık kanıtlar bırakmışlardır. Bu uygarlık, en çok sıhhi tesisata sahip olmasıyla bilinir. O zamanlarda Romalı evleri ve caddeleri bile kanalizasyona bağlanarak atığın uzaklaştırıldığı tuvalet sistemlerine sahipti. Diğer çağdaş uygarlıklar da tuvaletleri kullanmışlardır ancak bunu zenginlere özel imkanlar olarak sunmuşlardır. Bu yüzden tuvalet esasen varlığın bir göstergesidir. Kayıtlara göre milattan sonra 315 yılında, akan su ile temizlenebilen kamuya ait 144 adet tuvalet Roma şehrinde kullanılmaktaydı. (Channon, 2006) Lağım fareleri Avrupa ülkelerinde yakın tarihe kadar sıklıkla gündemde yer almaktadır.

Fareler ve Lağımlar Arasındaki İlişki

Kanalizasyonlarda yaşayan bol miktarda farenin varlığı ve orada üreyerek çoğaldığı ortak kanıdır. Hatta insanlar arasında hastalık yaymak için an kolladıkları dahi fikir birliği edilen konular arasındadır. Lağım kemirgenleri hakkında ara sıra makaleler yayınlanmıştır ancak bu çalışmaların her biri farklı bölgelerde yapılmıştır, çoğu zamansa küçük çapta örnekler üzerinde yılın farklı zamanlarında uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Bahsedilen çalışmalar insanların karşılaştığı problemleri açıkça çıkarmaktadır. (Channon, 2006)

Higgins’in (1997) da değindiği üzere Yetkili Çevresel Sağlık Enstitüsü (CIEH) 1992 yılında ulusal çapta gerçekleştirilen kemirgenlereyönelik anketin ardından, kemirgen kontrolüne ilişkin tavsiyeler yayınlamıştır. Raporda bahsedildiği üzere farelerin yayılmasındanşikayet eden kişi sayısı önceki yıla kıyasla %20 artmıştır. (Channon, 2006)

Lağım Farelerinin Kontrol Altına Alınmasının Gerekliliği

Kentsel çevredeki farelerin kontrol altına alınması sadece yeryüzündeki fare topluluklarını kapsamaz. Ortalama bir kentsel kanalizasyon sistemi, bir Norveç faresi için oldukça geniş labirentten oluşan geçitler ve yuvalama alanları içerir. Korunan bir yeraltı yaşam alanında kemirgen nüfusu üremekte özgürdür. Sonuçta çevrelerinin izin verdiği ölçüde azami sayıda sayılarını arttırabilirler. Nihayetinde habitatlarına kıyasla nüfus çok gelmeye başlar. Bu aşamada nüfus artışı hayvanları kanalizasyon sisteminin dışına çıkmaya zorlar. Fare oyukları evlerin avlularında, kaldırımların altlarında ve sürüş yollarının kenarlarında belirmeye başlar. Drenaj borularından evlerinizdeki tuvaletlere kadar yüzerek gelen fareler de ortaya çıkabilmektedir. Sonuçta yeryüzüne çıkan yeni bir koloni ve denetim merkezine yapılan sayısız şikayetle karşı karşıya kalınır. Kısacası, yer altındaki sistemlerde kontrol edilemeyen nüfus artışları şehrin bütününe yayılan bir istilaya sebebiyet verir. (Brooks, 1962)

Lağım fareleri sorunundan kaynaklanan hasar dikkate değerdir. Kanalizasyonu çevreleyen toprağı kazabilme yetileri vardır. Netice itibariyle boruların kusurlu birleşim yerlerine yüklenebilir, çürümüş tuğla veya beton strüktürü iyice mahvedebilirler. Fazla toprağı kanalizasyona iterek yuvalar kazarlar. Bu kanalizasyon sistemine daha fazla yük binmesine sebep olur. Ayrıca boşalan toprak yüzünden cadde seviyesindeki toprakta da çökmeler yaşanabilir. Bağımsız evlerin çevresindeki yanal kanalların fareler tarafından boylu boyunca işgal edildiği görülmüştür. (Brooks, 1962)

Lağım fareleri insan sağlığı için de tehdit oluşturur. Kanamalı sarılık, Weil hastalığı ve daha nice benzer ve birbirinden tehlikeli hastalık insanlarda görülebilmektedir. Lağım fareleri ayrıca Salmonella denilen organizmaların da taşıyıcısı olup bu organizmadan kaynaklanan gıda zehirlenmelerine neden olabilirler. (Brooks, 1962)

İstilacı fareler tarafından ekonomik ve sağlık alanlarındaki hasara sebep olan bu durumlardan, fare nüfusunun maksimum potansiyele ulaşmadan evvel kontrol altına alınmasıyla kaçınılması mümkündür. Tamamen fareleri ortadan kaldırmak mümkün olmasa bile her zaman kontrollerini sağlamaya yönelik önlemler almak için çeşitli yollar vardır. (Brooks, 1962)

Kontrol Altına Alma Yöntemleri

Yeraltı sistemlerinin sakinleri olan lağım faresi sorununu azaltmaya yönelik alınan bir dizi kontrol metodu mevcuttur. En pratik yöntem zehirli yemlerin kullanılmasıdır. İnsanların tamamen hakimiyeti altında olan sistemler üzerinde, geniş çapta, bu tür çözüm yolları uygulanmıştır. Ancak belki, bazı küçük çaptaki boruları olan lağımlar için aynı durum söz konusu olmayabilir. Peters ve Junghaus’un (1951) belirttiği üzere Almanya’nın Stuttgart şehrinde, suya dayanıklı yapıştırıcı ile örtülen yapışkan levhalar ve bir çeşit kemirgen öldürücü (ANTU) ilaç başarılı ile uygulamaya alınmıştır. Bu yöntem zehirli tozu yaymanın bir yoludur. Pratikte, daha geniş ölçekler için bu yöntem tavsiye edilmez. (Brooks, 1962)

1924 yılında Hovell Paris’teki lağımlar için başka bir metot ileri sürmüştür. Bu metotta farelerin seyahat ettikleri seviyenin üstüne elektrik telleri döşenmiştir. Yukarı asılan elektrik tellerinin kesişim yerlerine yemler asılmıştır. Yeme uzanmayı deneyen fareler tele dokununca akıma maruz kalarak ölmüştür. (Brooks, 1962)

Gazla öldürme yöntemi ilk bakışta etkili bir yöntem gibi gözükse de 1954 yılında Mehl’in de belirttiği üzere, gazın çeşitli yollardan binalara sızma ihtimali zehri yüksek olan gazların kullanımının önünü kapatmıştır. Bu durum gazların büyük bir kısmının kullanımını göz ardı etmek anlamına gelir. Bunlar arasında sülfür dioksit ve baca gazı Almanya’da fareleri borulardan kanalizasyonlara geri itelemek maksadıyla kullanılmıştır. (Brooks, 1962)

Fare Aktivitelerinin Gözlemlenmesi

Birleşik Devletlerdeki lağım fareleri sorunundan kaynaklanan problem farkındalığı son zamanlarda oldukça arttı. Rohe’in (1966) bahsettiği üzere en geniş çaptaki çalışmalar Kaliforniya’da yürütülmektedir. Sıhhi tesisatın yağmur suyu sistemlerinden ayrıldığı ve çatı farelerinin yaygın olduğu yer olan Kaliforniya, birçok çalışmanın yürütüldüğü bölge olmuştur. Greaves ve diğerlerinin (1968) değindiği üzere kanalizasyon sisteminin basit tanımlamaları aştığı yer olan Büyük Britanya’da Kaliforniya’da da olduğu üzere çok fazla çalışma gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalar daha çok kontrol etme yöntemlerine dayanmaktadır.

Bazıları ise ekolojik çerçevede yürütülen analizleri kapsamaktadır. Ancak bu çalışma gruplarından hiçbiri, St. Louis’in kombine halde geliştirilmiş sıhhi ve yağmur tesisat sistemleriyle kıyaslanabilecek düzeydeki kanalizasyon sistemleri üzerinde çalışmamıştır. Lağım fareleri hakkında daha noktasal ve temel bilgi edinme ihtiyacı bu sebeple ortaya çıkmıştır. Birleşik devletlerde bu tür birleşik kanalizasyon sistemlerinde yaşayan fareler ile ilgili en çok bahsi geçen çalışma (Beck ve Rodeheffer, 1965), kullanılan metotları açıkça açıklamaz. Bu yüzden sonuçlar ve çıkarımları değerlendirmek oldukça zordur. Önceki çalışmaların aksine, Barbehenn (1970) kanalizasyon sisteminin hangi özelliklerinin lağım farelerinin sayısını, yayılımını ve davranışını etkilediğini araştırmayı amaçlamaktadır.  (Barbehenn, 1970)

Mevsimsel değişiklere göre lağım farelerinin sayısındaki değişikliklerin gözlenmesi amacıyla yüzeyinde ve su tahliyesi şartlarında değişkenlik gösteren 44 farklı bölge seçildi ve bu bölgelere ait analizine başlandı. Her bir alandan ara sokaklar üzerinde bulunanlar arasından rastgele 10 adet rögar kapağı seçildi. Belirli bir miktar kırık mısır ve yulaf ezmesi plastik çanta içinde her bir rögar kapağından aşağıya sarkıtıldı ve sabitlendi. Fareler tarafından aşırılan paylar her bir kapak için ilk yemlemeden bir hafta sonra ve sonraki sekiz tur boyunca iki hafta aralıklarla kaydedildi. Uygulanan bu prosedür şehirde uygulanan metotlarla paralellik gösterir. Ayrıca sadece kayıt yapılan süreler arasındaki fare aktivitesinin varlığının veya yokluğunun açığa çıkarılması için uygulanmaktadır. (Barbehenn, 1970)

1969 yılındaki mevsimsel değişiklikler şehrin her yanı için eşzamanlı olarak gerçekleşmişti. Bu sebeple gözlemlenen sert düşüşler veya artışlar sistem dışındaki kalan faktörlerden kaynaklanabilmektedir. Fiili olarak yüzeyde herhangi bir fareye rastlanmaması, ilkbahar dönemindeki istila ihtimalinin ortadan kalktığını göstermektedir. Lağım ortamını etkileyen en belirgin değişken yağmur sonrası meydana gelen yüzey akışlarıdır. Aktif olarak açılan oyukların yaz dönemi yağışları ile düşüşe geçmesi muhtemel görülmektedir. (Barbehenn, 1970)

Hareketlilikte ölçülen ani değişikliğin sebebi olarak kışın gerçekleşen yağmurlar ve karların çözülmesi etkili olabilir. Bu hipotez bir sonraki yılda da kuvvetlendirilmiştir. Aralık ayında yaşanan yoğun kar ve soğuk hava sonradan eriyen karın yavaşça kanalizasyona dolmasına sebep olmaktadır. 1968 ve 1969 yıllarının kış aylarında aktivite oranındaki keskin düşüşün farelerin maruz kaldığı bu ani soğuk akışların etkisinden olduğu düşünülmektedir. Ocak ve Şubat aylarında ise önemli derecede hiçbir akışın olmamasından ötürü genelde kuru havanınhakim olduğu görülmüştür. Ekstrem hava şartları devam etse de havalandırmalı rögar kapaklarının derinliklerinde hava sıcaklıkları sadece birkaç derece düşmüştür. Şubatta ve Marttaki aktivite oranlarının sonbahardaki ile aynı oranda olduğu görülmüştür –yaklaşık olarak %50. Bu yüzden, fare aktivitelerinde kışın yüzey akışının gerçekleşmemesinden ötürü hiçbir düşüş kaydedilmemiştir. (Barbehenn, 1970)

Lağım fareleri nüfuslarının artmasıyla hem yeterli miktarda yiyeceğe hem de üremek için sığınma alanlarına ihtiyaç duyar. Belirli bir bölgedeki bu kaynaklardan birinin kısıtlı olması farelerin kanalizasyon sisteminin başka bölgelerine göç etmesine sebep olur. Göç edilen yerler ya yiyeceğin sınıra dayandığı ya da üreme alanlarının olmadığı bölgelerdir. Böyle yaşam alanlarındaki fareler yağmura karşı daha fazla hassasiyet gösterir. Bunun sebebi yiyeceklerinin sulanmış olması ve bu yüzden kışın gelen soğuk suya veya yazın gerçekleşen yağışlardan ötürü yıkanmaya karşı daha az dirençli hale gelmelerindendir. Tüm bu neden-sonuç ilişkileri St. Louis’teki sezona bağlı gerçekleşen ve değişen fare etkinliklerini tahmini olarak açıklamaktadır. (Barbehenn, 1970)

Lağım Farelerinin Dinamik Özellikleri

Dünyanın birçok yerinde kahverengi fareler kanalizasyon sistemlerinde koloni kurmuş durumdalar. Lağım fareleri de, en az yerin üstünde yaşayan fareler kadar, sıklıkla birçok problemin kaynağı olarak görülmektedir. Kanalizasyon sistemindeki fare nüfusunun kontrol altına alınabilmesi adına çok az bilgiye dayalı olarak hareket edilmektedir. (Heiberget. al.,2012)

Heiberg ve diğerleri tarafından yapılan çalışmada lağımlarda yaşayan fare nüfusunun dinamiklerini,  farelerin hareketlerini ve dağılımını açığa çıkarmak amaçlanmıştır. Danimarka’nın Kopenhag kentinde yürütülen çalışmada birbirinden bağımsız ancak birbirine oldukça yakın iki kanalizasyon sistemindeki lağım fareleri mercek altına alınmıştır. Yakala-işaretle-yeniden yakala (capture-mark-recapture) metoduna dayanan bu sistemle kanalizasyonlardan toplanan fareler işaretlenmiş ve belirli bir sürenin ardından işaretli fareler tekrar yakalanarak incelenmiştir. Böylelikle fare nüfusunun tahmini olarak hesaplanması amaçlanmıştır. (Heiberget. al.,2012)

Deney Süreci

Üç yıl boyunca her ay toplanan farelerden alınan veriler sisteme girilmiştir. Fareler rögar kapaklarının altına yerleştirilen çoklu kapanlarla yakalanmıştır. Deney süresi boyunca toplamda 332 fare yakalanmıştır. Yaklaşık olarak üçte biri sadece bir kez yakalanan farelerdenoluşurken, bunların yarısının yavru bireylerden oluşturduğu görülmüştür. Kanalizasyondaki bireylerin mevcut olarak bulunduğu süre ortalama 4 ay, maksimum süre ise 22 ay olarak tespit edilmiştir.

Her bir kanalizasyon sistemi için hayvan miktarı 2 ila 44 olarak belirlenmiştir, dinamik bulgular düzenli bir iniş-çıkış göstermemiştir. Yakalanan fareler yeniden bırakılırken 30 hektarlık çalışma alanının her yerine kanalizasyonun boyutu gözetilmeksizin dağıtılmıştır. Genç fareler daha çok küçük ebattaki kuru lağım kanallarında yakalanmıştır. Her iki cinsiyetteki farelerin de aktivite alanları parçalı olarak örtüşmektedir. Isırık yaralarına dair bulgulara nadiren rastlanılmıştır. Bu da farelerin birbirlerine karşı toleranslıdavrandıklarını göstermiştir. Farelerin birbirlerine olan maksimum mesafelerin ortalaması her iki cinsiyet için de yaklaşık 200 metre olarak belirlenmiştir. Günden güne mesafeler farelerin hareketliliği ile daha aza indirgenmiştir. Kanalizasyon sistemleri arasında fare hareketliliği tespit edilmemiştir. Yüzeyde de herhangi bir lağım faresine rastlanmamıştır. Fare topluluklarının küçük gruplar halinde altyapılarını kurdukları anlaşılmaktadır.(Heiberget. al.,2012)

Deney Sonuçları

Sonuçlara dayanarak lağım fareleri nüfusunun çokluk olarak düzensiz dağıldığı görülmüştür. Kanalizasyon sistemine ait boru kalınlıklarının farelerin varlığı üzerinde bir etkisinin olmadığı anlaşılmıştır. Ancak üreme faaliyetlerinin daha çok kuru ve küçük borularda gerçekleştiği saptanmıştır. Çoğu bireyin yerleşimci olduğu ve küçük gruplar halinde yaşadığı belirlenmiştir. Bu gruplar sadece sınırlı bir alanda aktif kalmışlardır. Ancak dağınık olarak yaşamlarını sürdüren makul sayıda grubun varlığı da yadsınamaz sonucuna varılmıştır. (Heiberget. al.,2012)

Çıkarımlar

Tüm bu araştırma süreci ve çıkarılan sonuçlara dayanarak kanalizasyon sisteminin kontrol altına alınması hususunda bazı noktalara ışık tutmak gerekir. Kontrolün, çoğu farenin sadece küçük alanlarda hareket ettiği gerçeği göz önünde bulundurarak tüm kanalizasyon sistemi boyunca bölgelere yayılarak sağlanması gerekmektedir. Eğer iki kanalizasyon sisteminin birleştirilmesi düşünülecek olursa, dağınık yaşayan farelerin yeniden koloni kurma ihtimalleri hesaba katılmalıdır. Küçük ve kuru olan boruların hedef alınmasının üreme faaliyetlerine etki etmesi kuvvetle muhtemeldir. (Heiberget. al.,2012)

İlaçlamalara Karşı Gösterilen Direnç

Şehirlerde farelerden kaynaklanan problemlerin çoğunun kusurlu farelerden kaynaklandığı düşünülmektedir. Kanın pıhtılaşmasını önleyen kemirgen öldürücü ilaçların kullanımı, kentsel alanlarda kemirgen kontrolünün sağlanması adına,1950’lerin sonundan beri bilimin ve pratik uygulamaların ilgi konusu olmuştur. (Heiberg, 2009)

Farelerin bu ilaçlara karşı gösterdiği direnç durumuna dair bilgi mevcut değildir. Ancak bu bilginin edinilmesi şehirlerdeki kontrol mekanizmasının geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Değişik kontrol stratejilerinin fare popülasyonu üzerindeki etkisinin bilinmesi kritik önem arz etmektedir. Kopenhag’da altı kanalizasyon alanında gerçekleştirilen çalışmada farelerdeki bu direncin yaygınlığı üzerine testler gerçekleştirilmiştir.

Farelerin kan pıhtılaştırma ilaçlarına karşı tepkisi ve daha bir dizi biyolojik bulgu ölçülmüştür. Kanalizasyonlar üç farklı temel prensibe göre seçilmiştir. Bunlar; yaklaşık 20 yıldır kan pıhtılaştırma ilaçlarının kullanılmadığı kanalizasyon sistemleri (1), son 5 yılda bu ilacın uygulanmadığı sistemler (2) ve birkaç on yıllık süreçten günümüze kadar devamlı ilaç kullanımının uygulandığı sistemlerdir. (Heiberg, 2009)

Sonuç olarak kontrol stratejisine bakılmaksızın farelerde düşük seviyede kan pıhtılaşmasına karşıdirenç tespit edilmiştir. Şaşırtıcı şekilde farelerin hiçbirinde, direnç gösteren fareler de dahil, dirençten kaynaklı mutasyona uğrayan gene rastlanmamıştır. Bu çalışmanın sonucu, kan pıhtılaşmasına karşı gösterilen direncin genetik arka planına yönelik tanımlamaların yeniden yapılması zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır. Bu çalışmaların, dirençle ilgili değişimlerin yaşandığı geninbaz alınarak gerçekleştirilmesi zorunluluğu da açığa çıkarılan bir başka konudur. (Heiberg, 2009) Lağım fareleri Avrupa tarihinde son zamanlara kadar sürekli gündemde kalmıştır.

Zehirli Yem Kullanma Yöntemleri

Gratz’ın (1973) da belirttiği üzere zehirli yemleme yöntemi kemirgen kontrolünde sıklıkla başvurulan tekniklerden biridir. Ancak zehrin etki göstermesi için düşük dozlarda (tek doz) ve yüksek öldürücü etki gösterenlerin yeme katılması gerekir. Böylece fareler yemi yeme konusunda tereddüte düşmez ve direnç göstermezler. (Andrews&Belknap, 1983)

Marsh ve Howard’ın (1973) değindiği üzere kemosterilantların kemirgen kontrolünde kullanılması zehir firmaları tarafından alternatif bir görüş olarak önerilmektedir. Davis (1961) tarafından ise vahşi memelilerin üremesinin düzenlemesi kavramı, kontrollerinin sağlanmasına yönelik uygulanacak olan programlar arasında tartışılmıştır. Etkili olması adına, kemosterilant girişimi erkeklerin endokrin dengesine müdahale etmemelidir. Çünkü erkekler bölgeyi sahiplenir ve kurulu düzenin sosyal yapısını korur. Kemosterilantlar tek doz olarak belli türler üzerinde uygulanmalı ve iki cinsiyeti de etkilemelidir. (Andrews & Belknap, 1983)

Lağım faresi istilasında tek bir erkeğe kemosterilant uygulaması fare sayısında ve yayılımında varfarin yemleme metotlarının etkileriyle kıyaslanabilir ölçüde azalmalara sebep olmuştur. Her iki metotta da fare sayısında %85 den fazla oranda azalma yaşanmıştır. Varfarin kullanılması durumunda daha hızlı ölümlerin gerçekleştiği ve iyileştirmenin sağlandığı aşikar olacak şekilde gözlemlenmiştir. Kemosterilantın( alfa klorhidrin) kullanıldığı durumda ise çoğalmada gecikme evresi yaşanmış bu yüzden lağım alanlarının yeniden istila edilmesi, varfarin uygulamasına kıyasla yaklaşık 1.5-2 kat daha uzunsürmüştür. Bu kıyas her iki uygulamadan önceki fare sayısına göre ve belirli bir alana yayılış hesabından ileri gelmektedir. Bu iki iyileştirme yöntemi arasındaki farklılıklara bakacak olursak; varfarin uygulamasında üremenin iyileştirilmesi ve ardından yayılma gerçekleşirken, klorhidrin uygulamalarında daha yavaş azalma ve sonrasında üremeye yönelik iyileştirmenin gerçekleştiğini görmekteyiz.(Andrews&Belknap, 1983)

Lağım Farelerinin Evrimi

Hayvanbilim üzerine çalışmalar yapan Kunming Enstitüsü tarafından, kahverengi farelere yönelik yeni bir çalışma gerçekleştirildi. Aslında incelenen şey bu farelerin eşsiz istila yetenekleriydi. Laboratuvar faresi olarak Rattusnorvegicus, ya da kahverengi fare, ya da diğer adıyla lağım faresi kullanıldı. Bu türün Antarktika hariç hangi çevrede olursa olsun benzersiz bir adaptasyon yeteneğine sahip olduğu biliniyor. Lağım fareleri değişen yaşam koşullarına en hızlı uyum sağlama kabiliyetine sahip olan fare türü olarak karşımıza çıkıyor.

Dünyanın her yerinden toplanan araştırmacılar vahşi kahverengi farelere ait 110 genomu incelediler. Buldukları sonuçlar şu şekilde:

-Bu tür Güneydoğu Asya’nın yerlisidir.

-200.000 yıl önce Kuzey Asya’ya göç etmişlerdir.

-Afrika’ya 2600 yıl önce, Avrupa’ya ise 1800 yıl önce gelmişlerdir.

-Göçler ve insan aktiviteleri bu türün yayılmasındaki muhtemel etkenlerdir.

-Bağışıklığa, çabuk çoğalmaya dair bazı genler doğal seleksiyona bağlı olarak zamanla evrimleşmiştir.

Bu bulgular gezegen üzerinde insana eşlik ederek gelişimlerini sağlayan ve ona birçok hastalık bulaştıran tür hakkındaki bilgileri doğrulamıştır. Sebepleri anlamak, bağışıklık sistemini etkili hale getirmek için araştırmacıların ne yapmaları gerektiğini keşfetmelerine yardımcı olabilir.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.